Son yıllarda sosyal medyada mantar gibi türeyen "haber sayfaları" dikkatinizi çekmiştir. Şehrin bir köşesinde bir kaza olur, bir açılış yapılır ya da önemli bir gelişme yaşanır; bizler sahada, tozun toprağın içinde veya bilgisayar başında dirsek çürütürken; vergisini veren, SGK primini ödeyen, istihdam sağlayan kurumlarımız haberi yayına verir.
Ancak ne hikmetse, aradan beş dakika geçmeden, hiçbir sorumluluğu olmayan bir profil, bizim fotoğrafımızı alıp, bizim cümlemizi değiştirip "flaş gelişme" diye servis eder. Bu bir başarı değil, bu düpedüz emek hırsızlığıdır.
Bizler Basın İlan Kurumu’na bağlı, yasal sorumluluğu olan, her kelimesinin hesabını yargı önünde verebilecek resmi kurumlarız. Yanımızda onlarca arkadaşımız evine ekmek götürüyor. Bizim "haber" dediğimiz şey; teyit, araştırma ve sorumluluk gerektirir. Oysa o "tık" peşindeki sayfalar için tek kriter; haberin ne kadar sansasyonel olduğudur.
Halkı yanıltan, kaynağı belirsiz, "şok şok şok" nidalarıyla paylaşılan bu içerikler sadece bize değil, en çok size zarar veriyor değerli okurlar. Çünkü:
- Güvenilirlik yok: Yanlış bir haberde karşınızda muhatap bulamazsınız.
- Sorumluluk yok: Bir iftira atıldığında o sayfa anında kapanır ama biz buradayız.
- Emek gaspı var: Sizin okuduğunuz her satırda muhabirinden editörüne kadar bir ekip alın teri döküyor.
Şimdi sormak lazım; bakkaldan ekmek alırken parasını veriyoruz da, bilgiyi neden hırsızından alıyoruz? Sosyal medyada önünüze düşen her habere itibar etmeden önce lütfen sayfaya bir bakın: Künyesi var mı? Adresi belli mi? Vergi levhası, yasal bir statüsü mevcut mu?
Gazetecilik, sadece bir fotoğraf paylaşıp altına üç cümle karalamak değildir. Gazetecilik, şehrin hafızasını tutmaktır. Ve bu hafıza, dijital korsanların eline bırakılamayacak kadar kıymetlidir.
Gelin, emeğe sahip çıkalım. Haberi kaynağından, yani gerçek gazetecilerden okuyalım. Çünkü gerçeklerin bedeli "tık" ile değil, etik ve emekle ödenir.