İyi Niyet Neden Yetmiyor?

Bugünlerde herkesin elinde kendi gerçeğini gösteren bir "ayna" var. Ancak sorun şu ki; kimse o aynayı başkasının ışığını yansıtmak için kullanmıyor.

Abone Ol

Sadece kendi gördüğü açıya inanıyor, geri kalan her şeyi o açının içinde eritmeye çalışıyor. Bir gazeteci titizliğiyle olaylara dışarıdan bakmaya çalışsak da, bazen hayatın tam merkezinde, en temiz niyetlerimizin bile kirli birer "yanlış anlaşılma" yumağına dönüştüğünü görüyoruz.

"Neden tüm iyi niyetimize rağmen "kötü adam" ya da "anlaşılmayan kişi" pozisyonuna düşüyoruz?"

Birine yardım etmek istersiniz, "müdahaleci" olursunuz. Doğruyu söylersiniz, "kırıcı" olursunuz. Susarsınız, "ilgisiz" ilan edilirsiniz. Sonuçta o ağır duygu gelip göğsünüze oturur: Kimseye yaranamamak. Peki, neden tüm iyi niyetimize rağmen "kötü adam" ya da "anlaşılmayan kişi" pozisyonuna düşüyoruz?

Yanıt basit ama kabullenmesi zor: Hiç kimse bir olayı olduğu gibi görmez; olduğu gibi hisseder. Köşe yazılarında toplumu analiz ederken hep bir mantık silsilesi ararız. Ancak bireysel ilişkilerde mantık çoğu zaman duygusal bagajların altında ezilir.

Eğer her hareketimizde "karşı tarafın takdirini" hedefliyorsak, kalemimizi başkasının mürekkebine batırıyoruz demektir. Belki de "yaranamama" hissinin ilacı, niyetimizin temizliğinden emin olduğumuz an, karşı tarafın ne anladığı üzerindeki kontrolümüzü bırakmaktır.

"Kendi hakikatinizi bildiğiniz sürece, başkalarının hakkınızdaki kurguladığı hikayeler "dipnot" olarak kalacaktır"

Çünkü bir insanın bizi yanlış anlaması çoğu zaman bizimle ilgili değil, onun iç dünyasındaki gürültüyle ilgilidir. Kendi hakikatinizi bildiğiniz sürece, başkalarının hakkınızdaki kurguladığı hikayeler sadece birer "dipnot" olarak kalacaktır.

Varsın herkes kendi penceresinden bakmaya devam etsin; güneş, siz niyetinizi bozmadığınız sürece sizin için doğmaya devam edecek.