Çevremize kafamızı şöyle bir kaldırıp baktığımızda acı bir tabloyla karşılaşıyoruz. "Nerede o eski bayramlar" klişesine sığınmayacağım ama sormadan da edemiyorum: Bayram dahi bizi bir araya getirmeyecekse, bizi ne bir araya getirecek?
Suçu sadece yeni nesle, gençlere atmak işin en kolayı. Evet, gençlerin hısım akrabayla, büyüklerle bayramlaşma oranı gözle görülür şekilde azaldı. İstisnalar elbette var ve onlar umudumuz, ama kaideyi bozmaya yetmiyor. Fakat çuvaldızı biraz da kendimize batırmamız gerekmiyor mu? Bayramın ne anlama geldiğini gayet iyi bilen, o eski bayramların kokusunu içine çekerek büyümüş koca koca insanlar da aynı yalnızlaşma moduna girmedi mi?
Bizler kendi konfor alanlarımıza çekilirken, bir yerlerde yaşlılarımız, büyüklerimiz kapı önlerinde, pencerelerde gözleri yolda bekliyor. Soruyorum size; o gözleri kapıda bırakacak kadar değerli neyimiz var bu dünyada? Neyi bekliyoruz, neyi erteliyoruz?
Bu yabancılaşma sadece aile içinde de kalmadı; toplumun kılcal damarlarına kadar sızdı. Bakıyorsunuz, yılın 365 günü aynı ofiste ter döken işçi, personel kendisine iş imkanı veren patronuna bayramda bir selamı çok görüyor. Siyasete dönüp bakıyorsunuz; aynı çatı altında, aynı yönetimde olan il başkanı, ilçe başkanı, milletvekili birbirine mesafeli. Aynı davanın, aynı işin insanları bayramın o birleştirici, dargınları barıştırıcı ikliminden nasibini alamıyorsa, orada durup derin derin düşünmemiz gerekir.
"Gidemesek de bir mesaj atarız" rahatlığı, bizi birbirimizin hayatından tamamen çıkma noktasına getirdi. Eğer eldeki teknoloji, iki satır samimi bir kelamı bile esirgetiyorsa bize; kusura bakmayın ama Bu bayram, O bayram olmuyor.
Kendimizi Yalnızlaştırma Modundan Çıkmalıyız.
Bayram; kırgınlıkların rafa kalktığı, egoların törpülendiği, "ben" değil "biz" olunduğu özel bir zamandır. Teknolojinin kölesi olup, insan ilişkilerini mekanikleştirdiğimizde geriye sadece ruhsuz bir tatil kalıyor.
Gelin, bu bayramın kalan günlerinde o telefonları biraz kenara bırakalım. Mesaj atmak yetmez; gidin, kapısını çalın o bekleyenlerin. Sesinizi duymak isteyen bir dosta telefon açın, kopyala-yapıştır yapmayın, kalbinizden ne kopuyorsa onu söyleyin.
Çünkü hayat erteleyecek kadar uzun, kırılan kalpleri onarmayı bayram sonrasına bırakacak kadar vefalı değil. Kendimizi gömdüğümüz bu yalnızlık kuyusundan çıkmanın yolu, bir bayram tebessümünde saklı.