Turgutlu’da 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırı, okul güvenliği tartışmalarını yeniden alevlendirirken; olay çocukların ateşli silahlara erişimi, akran ilişkileri, aile yapısı ve dijital dünyayla bağları üzerinden tüm yönleriyle masaya yatırılıyor.
Yaşanan okul şiddeti vakalarını değerlendiren Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan, Manisa ve benzeri vakalarda çocuklarda, özellikle de erkek çocuklarında duygu düzenlemeyle ilgili ciddi sorunlar görüldüğünü belirtti.
Dr. İpek Coşkun Armağan, erkek çocukların erken yaşta sorumluluk almaya, sosyalleşmeye, gerçek yaşam deneyimleri kazanmaya ve zorluklarla karşılaşarak dayanıklılık geliştirmeye ihtiyaç duyduğunu söyledi. Aşırı korumacı tutumların çocukları kırılgan hale getirdiğini ifade eden Coşkun, "‘Kız meselesi’ veya başka bir anlaşmazlık bu tür olaylarda ancak tetikleyici olabilir. Asıl bakılması gereken, çocuğun öfkesini ve yaşadığı zor duyguları neden düzenleyemediğidir" dedi.
Eğitim sistemi içerisinde erkek çocuklarının hareket ihtiyacının yeterince dikkate alınmadığını vurgulayan Coşkun, 40 dakika boyunca hareketsiz oturmanın zorluğuna işaret ederek, çocukların doğal hareket ihtiyacının doğrudan bir problem olarak görülmemesi gerektiğini, eğitimde kız ve erkek çocuklarının öğrenme biçimlerindeki farklılıkların gözetilmesi gerektiğini kaydetti.
Okullarda riskli davranışların çoğunlukla yalnızca disiplin sorunları üzerinden değerlendirildiğine dikkat çeken Coşkun, cam kırmayan veya arkadaşına vurmayan ancak sürekli sınıfta uyuyan, kimseyle konuşmayan ve içe kapanan bir çocuğun da yardım çağrısı veriyor olabileceğini belirterek erken uyarı ölçütlerinin yeniden ele alınması gerektiğini belirtti.
Yoksulluk, boşanma, ailede şiddet veya hapis geçmişi gibi ağır yaşam deneyimleri bulunan çocukların etiketlenmeden desteklenmesi gerektiğini dile getiren Dr. Coşkun Armağan, incelenen vakalarda çocukların hayatında belirgin bir baba yokluğunun görüldüğünü ifade etti. Coşkun sözlerini şöyle sürdürdü:
"Erkek çocuğunun evin dışına çıkması, farklı insanlarla iletişim kurması, sorumluluk alması ve gerçek hayatla karşılaşması gerekiyor. Burada yalnızca fiziksel olarak evde bulunan bir babadan değil, çocukla ilişki kuran ve ona rehberlik eden bir babadan söz ediyorum.
Bazen anne çocuğun hayatında o kadar geniş bir alan kaplıyor ki babaya yer kalmıyor. Babanın her sınır koyan davranışının travma yaratacağı düşünülüyor. Oysa sağlıklı sınırlar, sorumluluk ve bağımsızlaşma çocuğun duygusal dayanıklılığını güçlendirir.
Örneğin küçük sınıflardaki öğrencileri koruma ve onlara yardımcı olma sorumluluğu üstlensin. Bir başkasının hayatına dokunabildiğini, fayda sağladığını gördüğünde şahsiyeti ve sorumluluk duygusu gelişmeye başlıyor" dedi.
Ayrıca birinci derece riskli bir okulun kapısına yalnızca güvenlik görevlisi koymanın yetmeyeceğini vurgulayan Dr. İpek Coşkun Armağan, okulların yanına halı saha, basketbol alanı veya spor salonları yapılarak çocukların boş zamanlarını değerlendirecekleri etkinlik alanlarının oluşturulması ve okulun sosyal hareketliliğinin artırılması gerektiğini sözlerine ekledi.




