Dijital dünyadan aile içi iletişime kadar pek çok faktörün tetiklediği 'okullardaki şiddet sarmalı' krizini, Psikolojik Danışman Hilal Feyza Kartal ile masaya yatırdık. Manisa Aktif Haber'e konuk olan Kartal, şiddetin sadece bir sonuç olduğunu vurgularken, erken uyarı sinyallerinden dijital oyunların etkisine kadar kritik uyarılarda bulundu.
Sessiz Çığlığı Duymak
Psikolojik Danışman Hilal Feyza Kartal ile yaptığımız röportajda, olaylar patlak vermeden önce fark edilebilecek ipuçlarını sorduk. Kartal, okullarda takip edilmesi gereken kritik sinyalleri şöyle özetliyor:
''Bu yaşanan olaylardan sonra aslında şiddet konusunda tekrar değinmeye başladık. Daha öne çıkarmaya başladık ve bu noktada hem aileler için hem okul eğitimcilerimiz için hem toplumumuz için dikkat etmemiz gereken bazı sinyaller var. Bunlardan bazıları öncelikle sosyal geri çekilme dediğimiz durum. Arkadaş gruplarından hem aileden hem başka çevrelerden bir şekilde çocuk kendisini geri çekiyor. Daha çok odasında vakit geçirmeye çalışıyor. İlişki kurmaktan kendisini geri çekiyor ya da kurduğu ilişkilerde düzenli ve sürekli bir durum haline getiremediği durumlar varsa aslında bu noktada bir uyarı olarak değerlendirmemiz lazım.
Ek olarak ilgi düşüşü dediğimiz ve akademik düşüş de bunun tamamlandığı bir durum söz konusu olabilir. Daha önce çok ilgilendiği, sevdiği, hobi olarak yaptığı, çok hoşlanarak yaptığı durumlardan, etkinliklerden vazgeçmesi ve buna ek olarak okul hayatında, akademik hayatında düşüş yaşanması durumları da onu takip ediyor. Birçok madde var ve bunlardan bazıları düşük tolerans eşiği. Düşük tolerans eşiği dediğimiz durum şu; bir şakaya,, bir öfkeye çocuğun normalden fazla ya da normalden farklı şekilde yoğun tepkiler vermesi ve bu tepkilerle birlikte aslında ilişkilerini zedeleyen boyuta getirdiği durumlar bir sinyal. Ek olarak zorbalık geçmişi var mı? Bir çocuğun eğer şiddet anlamında hem aileden, hem akrabalarından, hem okul hayatında bir zorbalık geçmişi varsa bir deneyimi varsa aslında şunu değerlendirebiliriz, bu potansiyel bir şiddet eğilimini bize gösterebilir.''

Dijital Oyunlar: Sebep mi, Yoksa Kaçış Alanı mı?
Gündemden düşmeyen "dijital oyun odaları" konusuna da değinen Kartal, bu alanların şiddetin asıl kaynağı olmadığını, ancak var olan öfkenin katalizörü olabileceğini belirtiyor.
''Bilimsel çalışmalarda biz görüyoruz ki çocuklar bu şiddet içeren oyunlarla birlikte, dijital oyunlarla birlikte içinde bulundukları, bulundurdukları öfkeyi dışarıya vurmak istiyorlar ve buna ek olarak tabii ki zaman içerisinde beynimizin işlevi gereği ne kadar bir şeyle muhatap oluyorsak, ne kadar karşı karşıya kalıyorsak ona karşı duyarsızlaşmaya başlıyoruz. Yani bu dışa vurumla birlikte gelen bir duyarsızlaşma süreci ve buna bağlı olarak ortaya çıkan bir sebep olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Artık dijital oyunlar çocuklarının hayatında bizim kuramadığımız bağların yerlerini doldurdukları için belirleyicileri de şiddet içeren oyunlar oluyor. Yani bir problemle karşılaştığında Tabii ki nerede gördüm ben bunu, nasıl çözüldü bu problem diyerek değerlendirildiğinde dijital oyunlardan kendisine maalesef belirleyiciler alabiliyor. Bu noktada sebep ya da sonuç değil de bir döngü içerisinde bunun değiştiğini değerlendirmemiz gerekebilir.'' ifadelerini kullandı.

İyileşme Nereden Başlar?
Şiddet eğilimi gösteren bir genç için çözümün başlangıç noktası genellikle en yakınlarıdır. Kartal'a göre iyileşme süreci "kabul ve güven" ilişkisiyle başlıyor. Psikolojik Danışman Hilal Feyza Kartal, gençlerin yargılanmadan dinlendiği bir alan açmanın, profesyonel desteğin ilk adımı olduğunu vurguluyor.
''İlk adıma güven bağının kurulması. Güven bağını kurduktan sonraki ilk durak ise aidiyet hissi, anlaşılma hissinin verilebilmesi aslında. Biz çocuklarımızla güven bağını kuramadığımızda çocuklarımız yaşadıkları duyguları, durumları bizlerle paylaşmadığında daha çok içlerine kapanıyorlar ve aslında kaybı burada yaşamaya başlıyoruz. İlerleyen süreçte anlaşılmadığını hisseden çocuk maalesef ki kendisini farklı şekillerde ifade etmeye çalışıyor. Yaptığımız eğitimlerde, seminerlerde şunu çok net görebiliyoruz; hocam, çocuğum çok bağırıyor, çok inatlaşıyor, sürekli bize karşı çıkıyor, sürekli kapıları çarpıyor, yerleri yumrukluyor ya da eşyalarını fırlatıyor gibi örneklerle karşılaşıyoruz. Aslında bu bir sonuç.
Yani çocuğun baş edemediği bir duyguyu dışarıya vurma ya da annesine babasına bunu anlatmaya çalışma şekli olarak değerlendirilmeli ve bu noktada dediğimiz gibi şiddet eğilimli bir gençle karşı karşıyasak ilk adımımız her zaman güven bağını kurmak olacak ve ardından anlaşıldığını hissettirmek olacak ve bunu takip eden süreçte de çevresel müdahale dediğimiz hem ailenin hem okulun hem toplumun hem vatandaşın birlikte değiştiği ya da birlikte mücadele ettiği bir durumda biz gerçekten gençlerimizi bu şiddetten kurtarabiliriz.'' şeklinde konuştu.
Kağıt Üzerindeki Toplantılardan Gerçek Dayanışmaya
Okul ve aile arasındaki kopukluğun şiddet olaylarındaki payı oldukça büyük. Röportajda, okul-aile birliği toplantılarının sadece imza töreni olmaktan çıkarılması gerektiğinin altını çizden Kartal;
''Okul, aile ve çocuk üçgeni dediğimiz aslında bir sacayağı modelinin üstünde durması gerekiyor bu olayın ve bu ayaklardan birisi eksik olduğunda ya da zayıf olduğunda biz çocukları kaybediyoruz. Bu noktada yapmamız gereken şeylerden ilki aile ve okulun bir işbirliği içerisinde olabilmesi. Bu noktada yapmamız gereken şeylerden ilki aile ve okulun bir iş birliği içerisinde olabilmesi.
İş birliğini devam ettirebilen bir veli aslında çocuğunu her türlü tehlikeden korumaya başlamış oluyor. Biz sadece şunu istemiyoruz, veliyi okula problem olduğunda çağıralım. Hayır, veli sürekli olarak, devamlı olarak okula gelsin. Hocam benim çocuğumun durumu nasıl? Keyfi nasıl? Mutlu mu? Arkadaşlarıyla ilişkisi nasıl? Öğretmenlerle ilişkisi nasıl? Bunları takip etsin istiyoruz. Ve bu iş birliğini yakalayabildiğimiz velilerle çok güzel bir sürece girmiş oluyoruz. Amacımız bu işbirliğini kuvvetlendirmek ve bu üç ayaklı modeli sabit tutabilmek.
Burada önemli olan noktalardan birisi de şu, ortak hedef belirleyebilmek. Yani veli ve okulun çocuğun notlarından ziyade değerlerine hedef alabilmesi, çocuğun başarısından ziyade ilişkilerine hedef alabilmesi. Bunları tamamladığımızda zaten gerçek bir işbirliği içerisine girmiş olacağız. Ek olarak biraz önce de bahsettiğimiz gibi velinin devamlı ve belirli aralıklarla okulu ziyaret etmesi, okulla ilgili konuşması durumları ile birlikte velide de okula ait bir aidiyet hissi oluşuyor. Bu aidiyet hissi çocuk da olsak, genç de olsak, yaşlı da olsak aslında bizi var eden, insan olarak var eden bir nokta. O yüzden Veli ne kadar okula ait hissederse çocuk okula ait hissediyor ve ilişkiler de o kadar güçlü oluyor.'' dedi.

5. Dijital Çağda 'Duygusal Okuryazarlık' Dili
Son olarak, dijital dünyada şiddeti normalleştiren gençlere nasıl yaklaşılması gerektiğini sorduk. Hilal Feyza Kartal, kullanılacak dilin çocuğu etiketleyen bir dil olmaması gerektiğini, çocuğa duygu odaklı yaklaşılmasının faydalı olacağını belirten Kartal,
''Duygusal okuryazarlık kavramı aslında çok değerli bir kavram. En son yazdığım yazımda da buna değindiğimi hatırlıyorum son kısmında. Duygusal okuryazarlık kazandırmak şu demek. Biz nasıl ki okula başlarken harfleri öğreniyoruz, kelimeleri üretiyoruz, cümleleri üretiyoruz. Aynı şekilde duygusal okuryazarlıkla duyguları tanıyabilmek, duyguları yönetebilmek, duygularla ilişki içerisinde olabilme becerisini kazanmak anlamına geliyor. Ve biz duygusal okuryazarlık kazandırdığımız çocuklarla aslında daha şiddete meyli olmayan, içinde bulunduğu durumu anlayabilen, içinde bulunduğu durumu yönetebilen bir çocuk yetiştirmiş oluyoruz. Buradaki ilk amacımız empatiyi geliştirmek.
Son dönemlerde özellikle empati değerimizi, şefkat değerlerimizi, merhamet değerimizi kaybettiğimiz bir sürecin içerisine girdik. Bundan kaynaklı olarak da çocuklarımız yaptıkları ya da içinde bulundukları oyunlarla gerçek hayat arasındaki bağlantıyı maalesef ki kopartıyorlar. Gerçekten yaşanan bir durum olsaydı bu oyun nasıl olurdu? Bu sorunun cevabını çok defa kaçırıyoruz. Bundan kaynaklı olarak da çocuklarımızda gerçek ve oyun arasındaki o ayrım ortadan kalkmış oluyor. Ve bu da bizi nereye götürüyor? Tabii ki öfkeyi yönetebilme becerisini kazanamamış çocuklar haline getiriyor. Bu noktada dikkatli olmamız gerekiyor ve ek olarak etiketlerden kaçınmak aslında duygusal okuryazarlığın bir adımı. Dijital oyunlarla birlikte çocuklarımıza şu şekilde etiketler yapıştırıyoruz; odasından hiç çıkmaz ya da şiddete eğilimli ya da konuşmayı beceremez ya da özgüveni eksik gibi etiketlerle çocuklarımızı belli bir çerçevenin içerisine sokuyoruz. Ve çocuklarımız bu çerçevenin içerisinde durumla mücadele etmeye çalışıyorlar.
Bundan kaçınmak için şunu yapmaya özen göstermemiz gerekiyor; biraz önce bahsettik, bir çocuk içinde bulunduğu duruma bir çözüm bulamıyorsa maalesef inatlaşıyor, bağırıyor, kavga ediyor ya da aksi durumlar sergiliyor. Burada amacımız, çocuğumuz neden bunu yapıyor? Etiketlemeden ziyade bu duygunun içine sokan şey ne? Buna sebep olan durum ne? Bunu sorgulamakta fayda var diye düşünüyorum.'' ifadelerini kullandı.
Psikolojik Danışman Hilal Feyza Kartal ile yaptığımız bu kapsamlı görüşme, okullardaki şiddetin sadece güvenlik önlemleriyle değil, derin bir psikolojik ve sosyal anlayışla çözülebileceğini bir kez daha gösterdi.
Okullarda Şiddet Çıkmazına Manisa'dan Uzman Bakışı
Son dönemlerde eğitim kurumlarında artış gösteren şiddet olayları, toplumun her kesiminde derin bir endişe oluşturuyor.
Muhabir: Deren Genç
Yorumlar




