Dünyanın genelinde kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığı bilinirken, uzmanlar erkeklerin erken yaşam kayıplarının arkasında yatan temel nedenin davranışsal sorunlar olabileceğine dikkat çekiyor. The New York Post'ta yer alan bilgilere göre, geçmişte erkeklerin daha erken öldüğü ancak ölüm öncesinde genel olarak daha sağlıklı oldukları, kadınların ise artrit ve depresyon gibi ölümcül olmayan kronik rahatsızlıkları orantısız biçimde daha fazla yaşadığı yönünde bir inanış hakimdi.

Ancak yapılan araştırmalar bu durumun böyle olmadığını, aradaki farkın yaşam boyu süren sosyal ve davranışsal farklılıklarla doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Ürolog ve UroLongevity ile Modern Urologist’in kurucusu Dr. David Shusterman, durumun hem biyoloji hem de davranış meselesi olduğunu belirterek, erkeklerin biyolojik kırılganlıklarının bulunduğunu ifade etti.

Shusterman, asıl büyük sorunun erkeklerin "reaktif tıp" yaklaşımını benimseme eğilimi olduğunu ve bir şeyin açıkça ters gittiği anlaşılana kadar beklediklerini vurguladı. Cleveland Clinic tarafından gerçekleştirilen bir anket, erkeklerin yüzde 72’sinin doktora gitmektense banyo temizliği gibi ev işleri yapmayı tercih edeceğini ortaya koydu.

Semih Balaban'dan uyuştucu iddialarına yanıt!
Semih Balaban'dan uyuştucu iddialarına yanıt!
İçeriği Görüntüle

Araştırmalar, erkeklerin hem doktor ziyaretinden hem de olası bir teşhis almaktan kaygı duyduğunu, bu nedenle önce evde uygulanan yöntemleri denemeye veya sorunu kendi başlarına çözmeye çalıştıklarını gösteriyor. Aynı ankete katılanların yüzde 41’i çocukken kendilerine erkeklerin sağlık sorunlarından şikayet etmemesi gerektiğinin söylendiğini belirtti.

Bu yanlış inanışın gerçek sonuçlar doğurduğu; erkeklerin koruyucu sağlık hizmeti alma olasılığının kadınlara kıyasla yüzde 30’dan fazla daha düşük olduğu kaydedildi. Dr. Shusterman, erkeklerde kardiyovasküler riskin daha erken ortaya çıktığını; iç organ çevresinde daha fazla karın yağı, metabolik gerileme ve kas, enerji, cinsel işlev ile kiloyu etkileyebilen hormonal değişiklikler görüldüğünü belirtti.

Bu hormonal değişiklikler arasında 35 yaşından itibaren testosteron üretiminin kademeli olarak azalması da yer alıyor. Erkeklerin bu durumu "Sadece yaşlanıyorum" diyerek geçiştirdiğini ifade eden Shusterman, yaşlanmanın gerçek olmasına rağmen bu değişikliklerin birçoğunun ölçülebilir ve tedavi edilebilir olduğuna dikkat çekti.

Örnek olarak; erektil disfonksiyonun erken bir damar sağlığı uyarısı olabileceğini, idrar sorunlarının prostat büyümesine veya mesane fonksiyon bozukluğuna işaret edebileceğini, yorgunluğun ise uyku apnesi, metabolik hastalık, düşük testosteron veya kardiyovasküler riskle ilişkili olabileceğini aktardı.

Öte yandan Harvard Tıp Fakültesi’nin hazırladığı bir rapor, erkeklerin kadınlardan daha erken ölmesinin önemli nedenlerinden birinin de sosyal bağlarının daha zayıf olması olduğuna işaret ediyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ise yalnızlık ve sosyal izolasyon; inme, kalp hastalığı, diyabet, bilişsel gerileme ve erken ölüm riskini artırıyor.

Kaynak: Haber Merkezi