Türkiye’de değişen demografik yapı ve artan yalnız yaşayan yaşlı nüfus, beraberinde önemli klinik ve sosyal riskleri getiriyor. TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre, tek başına yaşayan yaşlı bireylerin yüzde 14.3’ünün aynı ilde ikamet eden çocuğu bulunmuyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bu tablonun yalnızca barınma veya lojistik bir sorun olmadığını, doğrudan nörobilişsel ve ruhsal sağlığı etkileyen klinik bir tablo oluşturduğunu belirtti. Evde ikinci bir gözlemcinin yer almaması ve muhtemel sağlık sorunlarında aile desteğinin uzakta kalmasının, kronik hastalık yönetimini ve ruhsal takip süreçlerini zorlaştırdığına dikkat çekildi.

Manisa’da bir ilk! Kalp durdurulmadan 5 santimetrelik kesiyle ameliyat
Manisa’da bir ilk! Kalp durdurulmadan 5 santimetrelik kesiyle ameliyat
İçeriği Görüntüle

Fiziksel olarak tek başına yaşamak ile subjektif bir his olan yalnızlık veya objektif bir durum olan sosyal izolasyonun birbirinden farklı kavramlar olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, eş kaybı, emeklilik ve hastalıkların birikimiyle sosyal çevrenin daralmasının durumu tıbbi bir krize çevirebileceğini ifade etti.

Yayınlanan araştırmalara atıfta bulunan Dr. Yaşar, şu istatistikleri paylaştı:

  • Erken Ölüm Riski: ABD'de yayımlanan bir rapora göre, sosyal bağlantı eksikliği ve kronik izolasyon günde 15 adet sigara içmekle eşdeğer erken ölüm riski taşıyor. 2025 yılında Aging Clinical and Experimental Research dergisinde yayımlanan 86 çalışmalık meta-analiz, sosyal izolasyonun tüm nedenlere bağlı ölüm riskini yüzde 35 artırdığını kanıtladı.

  • Kardiyovasküler Riskler: Tıbbi literatür, sosyal bağlantı eksikliğinin kalp hastalığı riskini yüzde 29, inme riskini ise yüzde 32 artırdığını gösteriyor.

  • Özbakım Kaybı: İzolasyondaki bireylerde ilaç düzeni, dengeli beslenme ve kişisel hijyen bozuluyor; bu özbakım düşüşü kronik hastalıkların kontrolden çıkmasına zemin hazırlıyor.

Sosyal etkileşim eksikliğinin beyindeki nöral ağların yeterince uyarılmamasına neden olduğunu belirten Dr. Yaşar, kronik yalnızlık ve sosyal izolasyonun yaşlı bireylerde demans gelişme riskini yaklaşık yüzde 50 artırdığını kaydetti. Evde ikinci bir gözlemci olmaması nedeniyle unutkanlık ve bilişsel gerilimin fark edilmesinin geciktiğini söyleyen Yaşar, şiddetli depresyonun zihinsel yavaşlamaya yol açarak "Pseudodemans" (Yalancı Demans) tablosu oluşturabileceğini aktardı.

Ayrıca yaşlılık depresyonunun gençlerden farklı bir klinik tablo çizdiğini belirten Dr. Yaşar, çökkünlük yerine sürekli yorgunluk, inatçı uyku bozuklukları, iştahsızlık ve bitmek bilmeyen vücut ağrılarının (maskelenmiş depresyon) sıklıkla yaşlılığın doğal sonucu sanılarak gözden kaçırıldığına dikkat çekti.

Farklı şehirlerde yaşayan çocukların uzaktan takip şartını yerine getirmesi gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, aşırı kontrolcülükten kaçınılarak komşuluk ilişkileri, arkadaş çevresi ve yerel hobi gruplarının teşvik edilmesini önerdi.

Uzaktan iletişimde; eskiden aktif olan kişinin telefonlara geç dönmesi, dışarı çıkmayı reddetmesi, konuşmaları kısa kesmesi, ses tonunda donukluk veya kişisel hijyeni ihmal etmesi gibi belirtilerin önemli "kırmızı çizgiler" olduğunu vurgulayan Yaşar, bu durumlara şüphecilik, halüsinasyonlar veya yaşamak istemediğini belirten ifadeler eklendiğinde vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurulması gerektiğini kaydetti.

Kaynak: İHA