Ancak uzmanlar, yoğurdun her ne kadar güçlü sağlık yararları olsa da tek başına bir "mucize gıda" olmadığının altını çiziyor. Sağlık uzmanlarının övdüğü yoğurt, yüksek şeker içeren ve üzerine ekstra tatlandırıcılar eklenmiş hazır paketli ürünleri kapsamıyor. Bilim insanlarının odak noktası; sade, doğal, süzme yoğurt, kefir veya canlı ve aktif kültür içeren bitki bazlı alternatifler oluyor.
Araştırmalar, yoğurdun insan sağlığı üzerindeki etkilerini adım adım gözler önüne seriyor:
-
Enflamasyon Üzerindeki Etkisi: Wisconsin-Madison Üniversitesi Gıda Bilimi Profesörü Bradley Bolling, canlı kültür içeren yoğurdun enflamasyonun bazı göstergelerini azaltmaya yardımcı olabileceğini belirtiyor. Bolling, kronik enflamasyonun tip 2 diyabet, kanser ve kalp-damar hastalıkları gibi beslenmeye bağlı kronik rahatsızlıkların tetikleyicisi olduğunu vurgulayarak, yoğurt tüketiminin bu risklerin ortaya çıkışını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.
-
Tip 2 Diyabet Riski: Yapılan çeşitli incelemeler, düzenli yoğurt tüketimi ile tip 2 diyabet gelişme riski arasında güçlü bir bağ olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle 2022 yılında yayımlanan bir araştırma, günlük tüketilen her 50 gram yoğurdun tip 2 diyabet riskinde yüzde 7 oranında azalma sağlayabileceğini öne sürüyor. Uzmanlar bu faydanın yoğurttaki yağ asitlerinden kaynaklanabileceğini belirtirken, alışverişte "düşük yağlı" etiketlerinin yanında şeker oranının da mutlaka kontrol edilmesi gerektiği konusunda uyarıyor.
-
Kilo Kontrolü: Düzenli yoğurt tüketiminin daha düşük vücut kitle indeksi (VKİ) ve kilo ile ilişkili olduğunu gösteren çok sayıda çalışma bulunuyor. Ancak uzmanlar burada doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmanın henüz zor olduğunu, kişilerin dengeli beslendikleri için mi yoksa doğrudan yoğurt yedikleri için mi zayıf kaldığı sorusunun netlik kazanmadığını ifade ediyor.
-
Kanser Araştırmaları: Lancaster Üniversitesi Biyomedikal Bölümü'nden Dr. Rachael Rigby, laktozu fermente eden bakteriler içeren yoğurdun düzenli tüketiminin meme kanseri riskini azaltıp azaltamayacağını inceliyor. Kesin sonuçlar henüz olgunlaşma aşamasında olsa da elde edilen bulgular temkinli bir iyimserlik sunuyor.
Soya, badem, hindistancevizi ve yulaf gibi süt içermeyen bitki bazlı yoğurtlar da bakteriyel kültürlerle üretiliyor. Ancak bu ürünlerin bazılarının ısıya tabi tutulması canlı bakterilerin yok olmasına neden olabiliyor. Bu nedenle etiket okumanın hayati önem taşıdığı belirtiliyor.
Leeds Üniversitesi Beslenme Bilimleri Profesörü Bernadette Moore, özellikle çocuklara yönelik pazarlanan ve organik ibareli bazı yoğurt kategorilerinin yüksek şeker içeriğine sahip olduğuna dikkat çekiyor. Buna rağmen Moore, ebeveynlerin şekerli içecekler yerine tatlandırılmış yoğurtları tercih etmesinin kalsiyum, D vitamini ve protein içeriği nedeniyle hâlâ daha iyi bir seçenek olduğunu vurguluyor.
Uzmanlar market raflarından yoğurt seçerken şu kriterlerin göz önünde bulundurulmasını tavsiye ediyor:
-
Ambalajda canlı ve aktif kültürler ibaresinin yer alması,
-
İlave şeker içermemesi veya şeker oranının minimumda olması,
-
Porsiyon başına protein miktarının yüksek olması,
-
Bitki bazlı veya süt içermeyen seçeneklerde kalsiyum, D vitamini ve iyot ile zenginleştirilmiş olması.
Tatlandırılmış yoğurtların dengeli bir beslenme düzeninde yer alabileceği ancak bunların bir "sağlık gıdası"ndan ziyade tatlı bir atıştırmalık olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.




