Adını buradan zikredip, haksız bir şöhrete çanak tutmak istemediğim bir "sosyal medyacı", adeta şehrin tek hakimi, tek dertleneni kendisiymiş gibi bir rol çalma gayretine girişmiş durumda.
Bakıyorsunuz; bir gün belediyelere çağrıda bulunuyor, ertesi gün Emniyet Müdürü’ne atıfta bulunarak akıl veriyor. Hızını alamayıp Manisa’nın köklü sorunlarını çözmek iddiasıyla devletin en üst kademelerinden, yetkililerden randevu koparmaya çalışıyor.
İnsanın sormadan edemediği temel bir soru var: Yahu arkadaş, sen kimsin, neyin nesisin?
Bu memleket sahipsiz mi ki Manisa’nın sorunlarını çözmek, asayişini düzenlemek sana kaldı? Elinde bir cep telefonu, arkanda bir sosyal medya hesabı var diye kendini bu şehrin hamisi mi ilan ettin?
Her gün "Orada kavga çıktı, burada olay var" diyerek yangına körükle gitmek, toplumsal huzursuzluktan etkileşim devşirmek gazetecilik değildir. Kaldı ki, zaten gazeteci de değilsin. Gerçek gazetecilik; sorumluluk bilinci taşımayı, devletin kurumlarına ve işleyişine saygı duymayı gerektirir.
İkide bir Manisa’nın asayişini, güvenliğini diline dolayarak neyi amaçlıyorsun? Unutma ki bu kadim memleketin bir Valisi, Kaymakamı, Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı var. Gece gündüz demeden, canını dişine takarak bu şehrin huzuru için çalışan, kanunla yetkilendirilmiş koskoca bir devlet mekanizması işliyor. Devletin kolluk kuvvetleri görevini layığıyla yerine getirirken, rol çalmaya çalışmak en hafif tabirle haddini aşmaktır.
Buradan o arkadaşa ve onun gibi düşünenlere açık bir çağrıda bulunmak gerekiyor: Bırakın bu ucuz kahramanlık işlerini. Şehrin huzurunu devletin asil kurumlarına bırakın, siz kendi işinize bakın. Manisa sahipsiz değildir; dün de sahibinin devlet ve millet olduğunu biliyordu, bugün de biliyor.





