AK Parti, kuruluşunun 25'inci yılını bugün Ankara Millet Bahçesi'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla düzenlenecek programla kutlayacak. En az 100 bin kişinin katılımının beklendiği etkinlikte senfoni orkestrası ve mehteran takımı sahne alacak, partinin 25 yıllık siyasi geçmişini anlatan film gösterilecek ve dron gösterisi gerçekleştirilecek.
Kurucuları arasında yer aldığı AK Parti'nin 25 yıllık siyasi serüvenini değerlendiren Bülent Arınç, partinin kuruluş dönemindeki siyasi anlayıştan Avrupa Birliği politikalarına, Gezi Parkı olaylarından Ergenekon davalarına, 15 Temmuz darbe girişiminden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne kadar birçok başlıkta görüşlerini paylaştı.
"İlk 10 yıl yükseliş dönemiydi"
Arınç, AK Parti'nin iktidardaki ilk dönemini ekonomi, kamu hizmetleri, hukuk ve Avrupa Birliği reformları açısından "yükseliş dönemi" olarak tanımladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı dönemini "muhteşem" olarak nitelendiren Arınç, özellikle sağlık alanındaki dönüşüme dikkat çekti. SSK hastanelerindeki koşulların iyileştirilmesi, hastanelerin yenilenmesi, özel hastanelere erişimin artması ve şehir hastanelerinin kurulmasını dönemin önemli icraatları arasında gösterdi.
Bu başarıların yalnızca Erdoğan'a mal edilemeyeceğini belirten Arınç, dönemin bakanlarının da önemli çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ı örnek gösteren Arınç, enerji ve tarım alanlarında da önemli adımlar atıldığını savundu.
Arınç'a göre AK Parti'nin ikinci dönemi ise 2013 sonrasında başladı. Bu tarihten itibaren partinin önce durağanlaştığını, ardından "nispeten düşüşe" geçtiğini belirten Arınç; Gezi Parkı olayları, çözüm sürecinin sona ermesi, Suriye'deki gelişmeler, FETÖ yapılanması ve 15 Temmuz darbe girişimini bu dönemin önemli kırılma noktaları arasında sıraladı.
Gezi Parkı olayları: "Erdoğan için travma oldu"
Arınç, 2013'teki Gezi Parkı protestolarının AK Parti'nin ilk dönemindeki yükselişin sona ermesinde etkili olduğunu savundu.
Gezi olaylarının dönemin Başbakanı Erdoğan üzerinde ciddi bir etkisi olduğunu belirten Arınç, "Bu tabii sayın başbakanımız için bir travma oldu" dedi.
Protestoların ilk aşamasıyla sonraki sürecin birbirinden ayrılması gerektiğini ifade eden Arınç, başlangıçta eylemlere katılanların önemli bir bölümünün hükümetle siyasi bir sorunu olmadığını söyledi.
Arınç, Gezi Parkı'nda yapılması planlanan projeye karşı başlayan eylemlerde polisin müdahalesinin ardından olayların farklı bir boyuta taşındığını savunarak sert müdahalenin radikal örgütlerin sürece dahil olmasına zemin hazırladığını dile getirdi.
Ergenekon davaları: "Biz hiçbir zaman hoş karşılamadık"
Arınç, AK Parti döneminin tartışmalı başlıklarından Ergenekon davalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Davalar kapsamında çok sayıda asker, gazeteci, akademisyen ve siyasetçinin hükümeti devirmeye yönelik bir yapılanmanın parçası oldukları iddiasıyla yargılandığını hatırlatan Arınç, ilerleyen yıllarda Gülen yapılanmasıyla bağlantılı oldukları gerekçesiyle haklarında işlem yapılan bazı yargı mensuplarını eleştirdi.
Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına katıldığını belirten Arınç, Ergenekon sürecindeki bazı uygulamalara tepki gösterdiklerini savundu.
Arınç, dönemin siyasi atmosferinde hükümete karşı bir cunta faaliyeti yürütüldüğüne ilişkin iddiaların araştırılmasına kimsenin itiraz etmeyeceğini, ancak bunun yanında başka unsurların davalara dahil edilmesini hiçbir zaman hoş karşılamadıklarını ifade etti.
"15 Temmuz hiçbir zaman kulağımıza gelmedi"
Arınç, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin de dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
17-25 Aralık soruşturmaları ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın 2012'de ifadeye çağrılması gibi bazı gelişmelere ilişkin duyumlar aldıklarını belirten Arınç, ancak 15 Temmuz'da yaşanan darbe girişimine ilişkin önceden herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarını söyledi.
Arınç, "15 Temmuz alçak hain darbe girişimi hiçbir zaman kulağımızın içine de gelmedi, aklımızdan da geçmedi" ifadelerini kullandı.
17-25 Aralık sürecinin ardından Erdoğan'ın kendisi ve ailesine yönelik suçlamalara karşı daha farklı bir tutum geliştirdiğini belirten Arınç, bunun AK Parti içerisinde de önemli bir çalkantıya yol açtığını savundu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne eleştiri
Arınç'ın değerlendirmelerindeki önemli başlıklardan biri de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi oldu.
Sistemin aksayan yönlerinin iktidar içerisinde de zaman zaman tartışıldığını belirten Arınç, dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın sistemin aksayan yönlerine ilişkin bir rapor hazırladığını ve bu raporun Erdoğan'a sunulduğunu söyledi.
Mevcut sistemin revize edilmesi gerektiğini savunan Arınç, cumhurbaşkanının yetkilerinin çok geniş olduğunu ifade etti.
Karar alma süreçlerinde denetim ve istişarenin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Arınç, "Sistemi düzeltin, ehliyete, liyakate, istişareye önem verin, iyice araştırın" çağrısında bulundu.
Bakanlıklardaki müsteşarlıkların kaldırılmasını da eleştiren Arınç, müsteşarlıkları "bakanlıkların hafızası" olarak nitelendirdi.
Hukuk alanında ise Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması gerektiğini savundu.
"AB hedefi bize bütün dünyada itibar sağladı"
Arınç, AK Parti'nin kuruluş dönemindeki Avrupa Birliği yaklaşımına da özel önem verdi.
Partinin kuruluşunda Milli Görüş çizgisinden farklı olarak "muhafazakar demokrat" kimliğin benimsendiğini belirten Arınç, Avrupa Birliği'ne üyelik hedefinin AK Parti'nin ilk yıllarındaki temel önceliklerden biri olduğunu söyledi.
Maastricht ve Kopenhag kriterlerinin parti açısından "vazgeçilmez" olduğunu ifade eden Arınç, Avrupa Birliği hedefinin Türkiye'ye uluslararası alanda önemli bir itibar kazandırdığını savundu.
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini yeniden canlandırması gerektiğini belirten Arınç, Şanghay İşbirliği Örgütü gibi yapılara yönelmenin ise Türkiye'nin dış politika ekseni açısından yanlış anlaşılabileceğini dile getirdi.
"Yetki ve sorumlulukları taksim etmek gerekir"
AK Parti'nin ilk yıllarında karar alma süreçlerinde daha fazla istişare ve ortak akıl bulunduğunu savunan Arınç, zaman içinde bu anlayıştan uzaklaşıldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çok geniş bir sorumluluk alanını üstlendiğini belirten Arınç, bunun sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri bulunduğunu ifade etti.
Arınç, Erdoğan'ın yetki ve sorumlulukları daha fazla paylaşması gerektiğini belirterek, "Bir insan keşke yetki ve sorumluluk vererek işleri taksim etse" değerlendirmesinde bulundu.
"Yola beraber çıktıklarınızı unutmayacaksınız"
Arınç, AK Parti'nin kuruluş sürecinde Erdoğan'ın yanı sıra Abdullah Gül, Ali Babacan ve diğer kurucu isimlerin de önemli rol üstlendiğini vurguladı.
Partinin kuruluş hikayesini anlatan etkinliklerde yalnızca Erdoğan'ın öne çıkarılmasını eleştiren Arınç, "Tarihi tersine çeviremezsiniz" diyerek kuruluş dönemindeki diğer isimlerin de hatırlanması gerektiğini söyledi.
AK Parti'nin yeniden bütünleşebilmesi için kuruluşundan itibaren birlikte hareket eden kadroların göz ardı edilmemesi gerektiğini savunan Arınç, "Siz bir bütünleşmeyi sağlayacaksanız, yola beraber çıktıklarınızı unutmayacaksınız" dedi.
"AK Parti'den ayrılmayacağım"
Arınç, tüm eleştirilerine rağmen AK Parti'den ayrılmayı düşünmediğini de açıkça ifade etti.
AK Parti'nin kurucularından biri olduğunu hatırlatan Arınç, "AK Parti'yi biz kurduk. Bu evin sahibi biziz" diyerek partiden ayrılmayacağını söyledi.
Ancak eleştiri hakkından da vazgeçmeyeceğini belirten Arınç, AK Parti içerisinde kalacağını ancak gördüğü yanlışları dile getirmeyi sürdüreceğini ifade etti.
Erdoğan sonrası için üç kriter
Arınç, Erdoğan'ın yeniden aday olmaması durumunda AK Parti'nin cumhurbaşkanı adayının belirlenmesine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
İsim vermeyen Arınç, adayda üç temel kriter bulunması gerektiğini söyledi. Buna göre adayın öncelikle siyasette karşılığının bulunması, seçimi kazanabilecek bir profile sahip olması ve ülkenin geleceğine ilişkin güçlü bir vizyon ortaya koyması gerekiyor.
Arınç, Erdoğan'ın geçmişte Abdullah Gül'ü aday gösterirken yaptığı gibi yeni adayını açık ve güçlü biçimde sahiplenmesini istediğini belirtti.
"AK Parti'yi kurmak hayatımın en doğru işi"
Arınç, yaklaşık 25 yıllık siyasi geçmişe ilişkin değerlendirmesinin sonunda AK Parti'nin kuruluşunda yer almaktan pişmanlık duymadığını vurguladı.
AK Parti'yi kurmanın, partide görev almanın ve partiyi savunmanın hayatındaki "en doğru iş" olduğunu söyleyen Arınç, partinin ilk 10 yıllık döneminde önemli başarılara imza atıldığını savundu.
Sonraki dönemde yaşanan değişimi İbn Haldun'un devletlerin yükseliş ve gerilemesine ilişkin yaklaşımı üzerinden değerlendiren Arınç, siyasi hareketlerin zaman içerisinde duraklama ve yanlış yönlere sapma süreçleri yaşayabileceğini belirtti.




