6 Şubat 2023... Türkiye’nin hafızasına "en uzun gece" olarak kazınan o kara tarihin üzerinden tam üç yıl geçti. Bugün, o korkunç sarsıntının yıl dönümünde, kalbimizdeki taze acıyla bir kez daha yüzleşiyoruz. Resmî kayıtlara göre 53.537 canımızı toprağa verdik; geride kalanlar için ise hayat, o enkaz yığınlarının altında sanki o an durdu.
Zamanın her şeyi iyileştirdiğine dair o meşhur teselli, 6 Şubat sabahı saat 04.17’de duran saatler için geçerli değil. O gece binlerce insan, ne olduğunu bile anlamadan yuvalarının üzerlerine çöküşüne şahit oldu. Gün ağardığında karşılaşılan tablo; sadece binaların değil, şehirlerin ve hayallerin paramparça olmuş haliydi. Cansız bedenlerin çaresizlikle taşındığı, dondurucu soğukta çıplak ellerle enkaz kazılan o kış, Türkiye’nin bitmek bilmeyen en uzun kışıydı.
Üç yıl sonra bugün; evladını toprağa veren anne babalar veya ailesini kaybeden çocuklar için "hayat devam ediyor" demek ne kadar kolaysa, o yükü taşımak bir o kadar ağır. Barınma sorunu ise depremin üçüncü yılında hâlâ kanayan bir yara olarak önümüzde duruyor. Hak sahipliği üzerinden başını sokacak bir çatıya kavuşanlar bir nebze nefes alsa da madalyonun öteki yüzünde unutulan bir kesim var: Kiracılar.
Depremden önce sığınacak bir kiralık evi olanlar, bugün ne eski düzenlerine ne de yeni bir hayat kurabilecek ekonomik güce sahip. Kiracıların yaşadığı bu belirsizlik, depremin yarattığı sosyal adaletsizliği bir kez daha gözler önüne seriyor. Kaybettiklerimizi rahmetle anarken geride kalanların insanca bir yaşam sürmesini sağlamanın hepimizin vicdan borcu olduğunu unutmamalıyız. 6 Şubat’ı unutmadık, unutturmayacağız.