Sanki 1993 yılındaki o bayram, bu bayram... O gün de Mart’ın sonuydu, bugün de. O gün de hava puslu, serin ve yağmurluydu, bugün de. Sanki zaman bir anlığına durdu ve bizi otuz üç yıl öncesinin o tanıdık, serin ama samimi bayram sabahına ışınladı.

​Bu sene Ramazan Bayramı bize sadece manevi bir huzur değil, aynı zamanda muazzam bir zaman yolculuğu da hediye etti. Uzun yıllar süren sıcak, yazlık bayramların ardından, Hicri takvimin o meşhur döngüsü tamamlandı ve bayram yine Mart’ın o meşhur kapı baktıran soğuklarına denk geldi.

​Gittiğim her bayramlaşma ziyaretinde, kapıdan girer girmez paltoyu asarken kurulan ilk cümle aynıydı: "Aynı 93’teki bayram gibi değil mi?"

​Sohbetler, şekerden ve çikolatadan önce bu kolektif hafıza tazelemesiyle başladı. Eskiler, o seneki bayramın ne kadar soğuk geçtiğini, hangi akrabanın evinde sobanın gürül gürül yandığını, çocukların bayramlıklarının üzerine mecburen ceket giydirildiğini anlattı. Gençler ise bu "kışlık bayram" deneyimini şaşkınlıkla dinledi.

​Bu benzerlik, sadece hava durumuyla sınırlı kalmadı aslında. Dışarıdaki o gri, yağmurlu hava, bizi evlerin sıcaklığına, birbirimize daha çok yaklaştırdı. Balkon sohbetleri yerine, demli çay eşliğinde salonun en sıcak köşesinde kurulan uzun, derin sohbetlere bıraktı yerini. Belki bayramlık pabuçlar çamur olmasın diye sakınıldı ama gönüller o eski samimiyetle kucaklaştı.

​Fark ettik ki; bayramın mevsimi, termometrelerin ne gösterdiği pek de önemli değilmiş. Bayram, hangi mevsime denk gelirse gelsin, kendi sıcaklığını, kendi "baharını" beraberinde getiriyormuş.

​Sokakta 1993’ün havası esiyor olabilir ama evlerin içi, 2026’ün sevgisi ve hürmetiyle ısınıyor. Bu nostaljik tesadüfün tadını çıkarın; sıcak çayınızı yudumlarken, 33 yıl öncesinin anılarını bugünün neşesiyle harmanlayın.

​Nostalji tadında, huzur dolu bir bayram dileğiyle...