Bugün takvimler o malum günü gösteriyor: Anneler Günü. Kimileri için sevgiyle alınan bir buket çiçek, kimileri içinse boğazda düğümlenen kocaman bir yumru…
Televizyon ekranlarından, vitrin camlarından taşan o neşeli kutlama havası, maalesef dünyanın her sokağına uğramıyor. Bizler bugün sadece kutlamayı değil, aynı zamanda hatırlamayı ve hüzne ortak olmayı borçluyuz.
Dünya öyle bir yer haline geldi ki; bir yanda annesine sarılabilen şanslı bir azınlık, diğer yanda ise savaşın, depremin, açlığın ve amansız hastalıkların kopardığı canların yasını tutanlar var. Bugün evladının mezar taşına sarılan anneler, annesinin sıcaklığını bir fotoğraf karesinde arayan öksüz çocuklar var. Kalbimiz, bu adaletsiz tablo karşısında sızlamıyorsa, insanlığımızdan bir şeyler eksiliyor demektir.
"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" şuuruyla yoğrulmuş bir medeniyetin mirasçılarıyız. Ecdadımız, adaleti her yerde sokakta, cephede ve mazlumun sofrasında aramıştır. İslam’ın temelindeki o merhamet ve "bir insanı kurtarmayı, tüm insanlığı kurtarmak" gibi gören yüce anlayış, bugün bizlere bir yol haritası çiziyor.
Bizim mücadelemiz; hiçbir çocuğun annesiz, hiçbir annenin de evlat acısıyla sınanmadığı bir dünya hayali kurmaktan vazgeçmemektir. Zalimlerin silahlarına, doğanın yıkımına ya da yoksulluğun pençesine karşı durmak; sadece bir görev değil, bir insanlık borcudur. İnsan hayatını her türlü siyasetin ve menfaatin üzerinde tutan o kadim adaleti ayakta tutmak zorundayız.
Bugün:
Annesi yanında olanlar, o paha biçilemez kıymetin şükrünü eda etsin. Annesini kaybetmiş olanlar, onların aziz hatırasını birer dua ile sarsın. Ama en çok da; Gazze’den Afrika’ya, deprem bölgelerinden savaş hatlarına kadar her yerdeki o mahzun yürekler için bir şeyler yapma iradesi gösterilsin.
Çünkü dünya, sadece kutlayanların değil, acıyı paylaşanların ve adaleti savunanların omzunda yükselecektir. Hiçbir çocuğun annesiz kalmadığı sabahları beraber inşa etmek dileğiyle...