Çocukluğumuzun o sarı yapraklı, kenarları kıvrılmış, bakkal amcanın güvenine emanet edilen veresiye defterleri geri döndü. Ancak bu kez mahalle bakkalının tozlu tezgahında değil, dev zincir marketlerin yüksek teknolojili mobil uygulamalarıyla karşımızdalar.

Türkiye’nin en büyük perakende devleri, son dönemde birbiri ardına "Şimdi Al, Sonra Öde" ya da "Dijital Veresiye" sistemlerini devreye sokuyor. Bir zamanlar sadece beyaz eşya veya otomobil için kullandığımız "borçlanma" kültürü; artık akşam yemeği için alınan bir paket makarnaya, bebeğin bezine ve evin deterjanına kadar indi.

Eskiden bakkalın, "Dürüst adamdır, ay başında öder," diyerek açtığı kredi, bugün algoritmalara emanet. Sistem aslında basit ama çarpıcı: Marketin mobil uygulamasını indiriyorsunuz; sistem kredi notunuza veya harcama alışkanlıklarınıza bakıp size bir "hazır limit" tanımlıyor. Sepeti dolduruyor, ödemeyi ise ya iki ay sonra ya da taksitler hâlinde yapıyorsunuz.

Zincir marketler bu yöntemle müşteriyi kendi ekosistemine bağlıyor. "Veresiyem orada var," diyerek başka markete gitmeyen tüketici profili, dijital dünyada yeniden canlanıyor. Temel gıda ihtiyaçlarının veresiye sistemine bağlanması, ekonomik gidişatın neresinde durduğumuzu gösteriyor? Eskiden bakkala olan borç bir mahcubiyet konusuyken bugün dev neon ışıklı marketlerdeki "Hazır Limit" butonları bu durumu sıradanlaştırıyor, hatta modernize ediyor.

Ancak unutmamak gerekir ki bakkal amca halden anlardı, gecikmede faiz işletmezdi. Bugünün dijital defterleri ise son derece rasyonel. Ödemeyi unuttuğunuz an karşınıza çıkan faizler ve düşen kredi skorları, modern veresiyenin acı reçetesi olabilir.

Netice itibarıyla veresiye defteri şekil değiştirdi, dijitalleşti ve kurumsallaştı. Ama özündeki sebep aynı kaldı: Ay sonunu getirme telaşı. Bakalım bu "modern borçlanma" kültürü; perakende sektörünü ve hanehalkı borçluluğunu önümüzdeki günlerde nereye taşıyacak?