Bugün bu satırlarda sizlerle ilk kez buluşmanın heyecanı içindeyim. Bir köşe yazarı olarak kalemimi ilk kez elime alırken, güncel tartışmaların veya siyasetin yorucu gündeminin ötesinde; kalbimize dokunan, bizi biz yapan değerleri hatırlatan bir hikayeyle "merhaba" demek istedim.

İlk yazımın, memleket sevgisini lafta bırakmayıp elini taşın altına koyanların hikayesi olmasını arzuladım. Gazeteci olarak her gün onlarca haberle karşılaşıyorum; kavgalar, ekonomik veriler, siyasi atışmalar... Ancak bazen öyle bir şeye rastlıyorsunuz ki, tüm o gürültü içinde size "insanlık henüz ölmemiş" dedirtiyor.

Bugün köşemi, ellerinde siyah poşetlerle Türkiye’yi karış karış gezen, sessiz ama derinden bir devrim başlatan iki yürekli isme ayırmak istedim. Onlar isimlerini Çevre Ağacı olarak belirlemişler. Facebook sayfalarına baktığınızda lüks ışıklar, kurgu harikası stüdyolar görmüyorsunuz.

Aksine; rüzgarın sesini, tozlu yolları ve doğanın göbeğine terk edilmiş o çirkin plastik yığınlarını görüyorsunuz. Bu iki arkadaş, kısıtlı imkanlarla yola çıkıp "bir yerden başlamak lazım" diyerek elini taşın altına —daha doğrusu çöpün altına— sokmuşlar.

​Onların açtığı bu sayfa, sadece bir video arşivi değil; aslında toplumun çevre bilincine dair bir "sabır ve emek" günlüğü. Yol kenarlarından, piknik alanlarından, kıyı şeritlerinden topladıkları o devasa çöp dağlarını izlerken insan sormadan edemiyor:

Bu iki gencin gücü, binlerce kişinin kirletme hızına yetişebilir mi? Belki fiziksel olarak yetişemezler ama başlattıkları bu dalga, kirletenlerin yüzünü kızartmaya yetiyor. Videolarında gördüğümüz o "temizlik sonrası" manzaralar, aslında doğanın gerçek yüzü. Onlar bize, bizden çalınan manzaraları geri veriyorlar.

Köşe yazarı olarak görevimiz sadece sorunları dile getirmek değil, çözümü tırnaklarıyla kazıyarak getirenleri de görünür kılmaktır. Bu arkadaşlar; Şikayet etmiyor, icraat yapıyor. Beklemiyor, harekete geçiyor. Kirletene öfkelenmek yerine, temizleyerek utandırıyor.

​Onların doldurduğu her siyah poşette aslında bizim duyarsızlığımız, ihmalkarlığımız ve "bir başkası toplasın" dediğimiz tembelliğimiz var. Bu iki arkadaşın Türkiye turu bittiğinde geriye sadece temizlenmiş alanlar kalmamalı; zihinlerimizde de o temizlik başlamalı.

​Sizleri, bu samimi mücadeleye destek olmaya, en azından o videoları izleyip bir sonraki pikniğinizde o şişeyi yere atmadan önce bu iki gencin emeğini hatırlamaya davet ediyorum.

​Çünkü vatanı sevmek, sadece sınırları korumak değil; toprağını, suyunu ve yeşilini de temiz tutmaktır.