Sarıgöl’ün veya Manisa’nın bereketli topraklarına yolunuz düştüyse, o sonsuz bağ deryasının insanı nasıl büyülediğini bilirsiniz.

Dünyanın en kaliteli Sultani üzümünü yetiştiren bu coğrafya, her sene aynı acı reçeteyle yüzleşmekten yorulmadı mı? Tarlada 10-15 liraya alıcı bulamayan, sumalık ya da şaraplık adı altında yok pahasına tüccara teslim edilen, kriz anlarında bağda çürümeye terk edilen o mücevher gibi taneler…

Peki, sorun gerçekten üzümün fazla olması mı, yoksa bizim o üzüme baktığımızda sadece "kuru üzüm" veya "şaraplık/sumalık hammadde" görmemiz mı?

Bugün Tariş gibi köklü bir kurumumuz var, var olmasına ama kabul edelim ki Tariş tek başına bu devasa rekolteyi göğüsleyemez. Tariş’in geleneksel alım ve işleme modellerini elbette destekleyelim ve geliştirelim; fakat tek bir kapıya bel bağlayarak milyonlarca tonluk bir tarımsal serveti yönetmeye çalışmak, fırtınalı denizde tek demire sığınmaktan farksızdır.

Yanı başımızdaki örneklere bir bakın:

Kula, Afyonkarahisar, Serinhisar bir nohuttan ve sütten onlarca çeşit leblebi, Lokum üreten dev bir atıştırmalık pazarı oluşturdular. Acılı, çikolatalı, haşhaşlı, çıtır leblebi derken Kula leblebisi ulusal bir markaya dönüştü. Denizli’nin Serinhisar ilçesi keza öyle; kuruyemişi sadece bir gıda değil, yüksek katma değerli bir atıştırmalık konsepti olarak dünyaya satıyor.

Bir diğer muazzam vizyon örneği ise yanı başımızdaki Afyonkarahisar… Afyon; lokumu, kaymağı, ekmek kadayıfı, kabak tatlısı, şekeri ve sütüyle elindeki temel girdileri işleyerek onlarca çeşit lezzete dönüştürdü ve bu yerel değerleri tüm dünyaya tanıttı. Sadece sütü satmak yerine kaymağı ve tatlıyı markalaştıran bir anlayış, Afyon’u gastronominin başkentlerinden biri yaptı.

Peki, Manisa ve Sarıgöl neden kendi bağlarının mucizesini modern gıda sanayisiyle evlendirmesin?

Düşünün:
• İçinde gerçek Sultani üzümü parçacıkları barındıran üzüm çikolataları,
• Çocukların severek yiyeceği, katkısız, doğal aromalı üzüm suları ve meyve barları,
• Geleneksel lezzetin modern ambalajla buluştuğu üzüm cezeryesi ve helvaları,
• Çıtır çıtır üzüm gofretleri ve kaplamalı drageler...

Elinizde dünyanın en yüksek şeker oranına, en aromatik yapısına sahip Sultani üzümü gibi bir ham madde var. Siz bu ham maddeyi işleyip atıştırmalık sektörüne, çocuk gıdasına, hediyelik eşya konseptine dönüştürmediğiniz sürece; rekolte yüksek olduğunda fiyatların çökmesini, tüccarın üreticiyi ezmesini sadece seyredersiniz.

Çözüm Nerede?

Çözüm, Sarıgöl ve çevresinde yerel yönetimlerin, kooperatiflerin ve özel sektörün ortaklığıyla kurulacak Gıda İhtisas ve Üzüm Mamulleri İşleme Tesislerindedir. Üreticinin elindeki ıskarta veya sofralık fark etmeksizin her bir tane, bu tesislerde katma değerli ürüne dönüşmelidir. Üzümün suyundan özütüne, çekirdeğinden kabuğuna kadar sıfır atık prensibiyle çalışan bir entegre tesis, sadece Sarıgöl’ün değil, tüm Manisa’nın kaderini değiştirir.

Artık üzümü sadece dökme yük olarak çuvallara, kasalara koyup satma devri bitmelidir. Üzümümüzü raflarda şık ambalajlar içinde, küresel ölçekte rekabet eden marka ürünler olarak görmedikçe; çiftçimizin terini de, bağlarımızın bereketini de ucuza satmaya devam ederiz.

Sarıgöl’ün ihtiyacı olan şey yeni bir alım politikası değil; topraktaki hazineyi sanayide lezzete dönüştürecek o cesur hamledir.