Günümüzde giderek yaygınlaşan ve toplumsal huzuru tehdit eden temel sorunlardan biri de ikiyüzlülüktür. Bireyler arasındaki güveni zedeleyen, ilişkileri sahte bir zemine oturtan bu durum, aslında ciddi bir ahlaki çöküşün habercisidir. Peki, nedir bu ikiyüzlülük?
En yalın haliyle; bireyin bir ortamda sergilediği davranış ile bir diğeri arasındaki tutarsızlıktır. Bu şekilde davranan kişi, aslında kendi gerçeğinin farkında olsa da çıkarlarını korumak veya toplumda belirli bir imaj yaratmak adına maske takmayı tercih eder. Bu davranış biçimi sadece bireyin karakterine zarar vermekle kalmaz; aile ilişkilerinden iş dünyasına, siyasetten eğitime kadar hayatın her alanını zehirler.
Unutmamalıyız ki toplumların gelişmişlik düzeyi, sadece teknolojik ilerlemeyle değil, bireylerin sahip olduğu etik değerlerle ölçülür. Mevlana’nın o meşhur, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” sözü, karakterli bir duruşun ve tutarlılığın temelidir. Karakterli birey, çıkarları neyi gerektirirse gerektirsin, doğru bildiği yoldan şaşmayan ve sözünün arkasında duran kişidir. Hz. Ali’nin de buyurduğu gibi: “Kişinin değeri, yaptığı işlerle ölçülür.”
Peki, ikiyüzlülük neden bu kadar yaygınlaştı?
Bu sorunun yanıtında sosyal medyanın rolü yadsınamaz. Dijital platformlar, insanları onaylanma ve beğenilme arzusuyla farklı kimliklere bürünmeye itiyor. Ancak bu sahteliğin altında yatan bir başka neden daha var: Mükemmeliyetçilik.
Günümüz insanı, hata yapmayı kabullenemeyen, sürekli kusursuz görünmeye çalışan bir illüzyonun içinde yaşıyor. "Mükemmel olmazsam sevilmem" yanılgısı, insanları kendilerini olduklarından farklı yansıtmaya zorluyor.
Her şeyi kontrol etme çabası ve sıfır hata takıntısı, aslında kişiyi özünden uzaklaştırıp birer "oyuncuya" dönüştürüyor. Oysa yaşam; sadece siyah-beyazdan, doğru-yanlıştan ya da "hep-hiç" paradoksundan ibaret değildir. Bu tarz keskin düşünceler sadece kaygı ve mutsuzluk üretir.
Hayat, tüm kusurlarıyla "an"da gizlidir. İnsan, kendini sürekli başkalarıyla kıyasladığında ve mükemmel olma maskesi taktığında mutsuz olması kaçınılmazdır. Gerçek huzur; maskelerden arınmakta, kendimizle barışmakta ve her şeyden önce "olduğumuz gibi" kalabilmektedir.