Bir kentin gelişmişlik düzeyi, sadece yükselen binaları veya açılan yeni bulvarlarıyla değil; o kentin sokaklarında huzurla hareket edebilme kabiliyetimizle ölçülür. Ancak bugün Manisa’da ve aslında pek çok metropolde, "huzur" dediğimiz kavram, boş bir park yeri bulma şansına endekslenmiş durumda.
Sabah saatlerinde Malta’da bir işiniz olduğunu düşünün ya da akşamüzeri Magnesia kavşağından geçip merkeze doğru süzüldüğünüzü... Gideceğiniz yere ulaşmanız 10 dakika sürüyor olabilir, peki ya aracınızı güvenle bırakacak bir yer bulmanız? İşte asıl "mesai" orada başlıyor. Manisa’nın o tarihi ruhunu taşıyan dar sokakları, her geçen gün artan araç sayısının altında adeta can çekişiyor.
Bir Labirentin İçindeyiz
Sadece bizde değil, New York’tan Tokyo’ya kadar bu bir dünya sorunu. Ancak fark şurada: Dünya bu sorunu "daha fazla beton dökerek" değil, "akıl katarak" çözüyor. Biz ise hala kaldırımların üzerine park etmiş araçların arasından geçmeye çalışan yayaların, trafiği tek şeride düşüren o meşhur "dörtlü yakıp bırakma" geleneğinin kurbanıyız.
Yıl 2026... Teknoloji cebimizde, yapay zeka kapımızda. Ama biz hâlâ otopark ararken yakılan yakıtın, kaybedilen zamanın ve en önemlisi bozulan sinirlerin hesabını yapamıyoruz. Boşa dönen her tur, milli servetin egzoz dumanıyla uçup gitmesi demek.
Peki, çözüm ne? Sadece yeni katlı otoparklar inşa etmek yetmez. Artık "Akıllı Otopark" sistemlerini Manisa’nın her sokağına entegre etme vaktimiz geldi de geçiyor. Sürücü, daha sokağa girmeden telefonundaki uygulama üzerinden hangi noktada boş yer olduğunu görmeli.
Dikey Çözümler: Madem yerimiz dar, o zaman yukarı doğru büyüyeceğiz. Japonya örneğindeki gibi tam otomatik, asansörlü dikey otopark sistemlerinin sayısını coğaltalım, iki araçlık yere yirmi araç sığdırabiliyor.
Paylaşımlı Alanlar: Akşam saatlerinde boş kalan iş yeri otoparklarının, gündüz ise boş kalan site otoparklarının sisteme dahil edilmesi gibi yaratıcı modeller şart.
Manisa Büyükşehir ve ilçe belediyelerinden beklentimiz, sadece yeni otopark projeleri müjdelemek değil, bu sorunu bir "yazılım ve planlama" meselesi olarak ele almalarıdır. Unutmayalım ki; park yeri ararken geçen 20 dakika, hayatımızdan çalınan 20 dakikadır. Ve bir köşe yazarı olarak sormadan edemiyorum: Şehri araçlara mı teslim edeceğiz, yoksa teknolojiyi şehrin hizmetine mi sunacağız?
Direksiyon başında boş boş dönmediğimiz, zamanın bize kaldığı yarınlara...