Takvimler yine o malum günü gösteriyor. Sokaklarda çiçekçiler hareketli, telefonlar "Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun" mesajlarıyla titriyor, markalar pembeye boyanmış reklamlarla sahne alıyor.

Ancak vitrinlerin bu ışıltılı hali, madalyonun diğer yüzündeki gerçekleri örtmeye yetmiyor. ​8 Mart, bir kutlamadan çok daha fazlasıdır; bir haysiyet mücadelesinin, emeğin ve "ben de varım" demenin tarihidir. 1857’de New York’ta o dokuma fabrikasındaki kadınların yükselttiği ses, bugün hala dünyanın dört bir yanında yankılanıyor.

Çünkü mesele sadece bir gün hatırlanmak değil; hayatın her alanında, kararların alındığı her masada, sokakta yürürken ya da bir fikir beyan ederken "eşit" olabilmektir. ​Kadınların başarısı bugün artık kimsenin kanıtlamasına ihtiyaç duymadığı bir gerçek. Laboratuvarlardan meclis kürsülerine, tarlalardan teknoloji devlerine kadar her yerde kadın dokunuşu var.

Ancak hala "cam tavanlar", hala "eşit işe eksik ücret" ve ne yazık ki hala şiddetin gölgesi var. Gerçek bir 8 Mart kutlaması; kadının giydiği kıyafetle, attığı kahkahayla ya da kariyer basamaklarındaki hırsıyla yargılanmadığı bir iklimde mümkündür.

​Bugün bir kadına çiçek vermek güzel bir jest olabilir. Ama ona asıl verilmesi gereken şey; haklarına duyulan sarsılmaz bir saygı ve hayallerini gerçekleştirebileceği adil bir dünyadır. ​Kız çocuklarının "yapamazsın" sözünü hiç duymadığı, kadınların korkmadan yürüdüğü ve emeğin cinsiyetinin kalmadığı yarınlara olan inancımızla; varlığıyla dünyayı güzelleştiren, direnciyle ayakta tutan tüm kadınların günü kutlu olsun.

​Sadece bugün değil, her gün.