Son yıllarda sokaklarda yürürken burnumuza çalınan o taze çekilmiş kahve kokularının çoğalması tesadüf değil. Rakamlar da gözlemlerimizi açıkça doğruluyor: Geçtiğimiz yıl kişi başı kahve tüketimimiz 1,5 kilogram seviyelerindeyken bu yıl 2,5 kilograma yaklaştı.

İnanılmaz bir sıçrama! Talep böyle patlayınca, her mahalle başında, her sokak arasında mantar gibi türeyen butik kafeler hayatımızın merkezine yerleşti. ​Tabii bu iştah kabartan talebin bir de cüzdanlara yansıyan tarafı var.

Piyasanın hızı ve talebin yüksekliği fiyata da yansıyor; bugün kimi mekânlarda bir fincan Türk kahvesi 135 lira, sade bir filtre kahve ise 200 liradan alıcı buluyor. Piyasada durum böyleyken insan sormadan edemiyor: Kahveye olan bu amansız düşkünlüğümüzün sebebi ne? Kahve sadece damakları şenlendiren vazgeçilmez bir lezzet mi, yoksa biçim değiştiren modern bir kültürün tam ortasında mıyız?

​Aslında cevabın içinde her ikisi de var ama terazi "kültür" tarafına biraz daha ağır basıyor. ​Türk toplumu için kahve hiçbir zaman sadece bir içecek olmadı. "Kahve altı"dan türeyen kahvaltımızla, kız isteme ritüellerimizle, "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" sözümüzle kahveyi zaten geleneksel kültürümüzün başköşesine oturtmuştuk.

Ancak bugün yaşadığımız dalga, geleneksel bağlarımızın çok ötesinde yeni nesil bir sosyalleşme biçimine dönüşmüş durumda. ​Özellikle gençlerin kahveye olan ilgisi bu tüketim patlamasının ana motoru. Klasik kahve anlayışını esnetip; fındıklı, karamelli, vanilyalı şuruplarla, soğuk delemelerle ve farklı bitkisel sütlerle harmanlanan o aromatik dünyayı gençler çok sevdi.

Onlar için kafe; sadece kafeine ulaşma noktası değil, çalışabilecekleri, arkadaşlarıyla buluşabilecekleri, sosyal medyada paylaşım yapabilecekleri bir yaşam alanı. Kahve bardağı ise adeta günümüz kent insanının elinde taşıdığı modern bir aksesuar, bir statü sembolü ya da günün koşturmacasında kendine ayırdığı küçük bir mola hakkı.

​Peki fiyatlar bu seviyedeyken insanları bu alışkanlıktan vazgeçirmeyen lezzet sihri nerede? ​Kahve, lezzet olarak insan zihninde "ödüllendirme" mekanizmasını en iyi çalıştıran gıdalardan biri. Güne başlarken atılan ilk yudumun verdiği zindelik, öğle arasında zihni toparlayan o acımsı tat ve akşamüstü sohbetine eşlik eden kokusu... Damakta bıraktığı o zengin tat ve kokunun yarattığı hazzı başka bir içecekle ikame etmek pek kolay değil.

​İşte bu yüzden, bir fincan Türk kahvesinin 135 liraya, filtre kahvenin 200 liraya çıktığı bu ekonomide bile insanımız kahvesinden kolay kolay vazgeçmiyor. İster geleneksel kokusunu arayan bir tiryaki olun, ister aromalı soğuk kahvelerin peşinde koşan bir genç...

Kahve artık sadece bir içecek değil; hızla akan hayatın içinde durup soluklandığımız, sosyalleştiğimiz ve kendimizi ödüllendirdiğimiz en güçlü rutinimiz.
​Görünen o ki, fiyatlar nereye tırmanırsa tırmansın, biz o sıcak bardakları veya köpüklü fincanları elimizde tutmaya ve tüketim rekorları kırmaya devam edeceğiz.