Teknoloji geliştirdik, çağ atladık, sınırları aştık... Tüm bu büyük başarıların arasında belki de en basit ama en hayati öğretimizi unuttuk: İnsanca yaşamayı.
Günümüz dünyasında imkanlar her geçen gün artıyor. Fakat bu artış, ruhumuzda bir doyuma değil, aksine bitmek bilmeyen bir açlığa hizmet ediyor. Daha fazla gelir, daha yüksek makam, daha cazip seçenekler... "Hayat yarışı" dedikleri şey, zamanla hırslı bir çıkar savaşına dönüştü.
Oysa dönüp arkamıza baktığımızda göreceğimiz hakikat son derece açık: Paranın, pulun ve makamların tamamı geçici. Dünya sahnesindeki rolümüz bittiğinde, arkamızda bırakacağımız tek şey hoş bir seda olacak.
Günümüzün en büyük yanılgılarından biri de dürüstlükten uzaklaşmayı bir "uyanıklık" sanmak.
İnsanları kandırdığını, aldatarak öne geçtiğini düşünenler var. Oysa günün sonunda kimse sanıldığı kadar saf ya da ahmak değil. Rızkı verenin de alanın da yaratıcı olduğu gerçeğini unutan hırs, insanı günden güne körleştiriyor.
Başkasının ayağına çelme takarak yükselmeye çalışanlar, aslında başkasını değil, yalnızca kendilerini aldatıyorlar. Geçmişten günümüze uzanan o meşhur tespitte de dendiği gibi; biz insanlar kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ama ne yazık ki yeryüzünde insanca yaşamayı unuttuk.
Çünkü iyi niyet, saflık demek değildir. İyi niyet; kötülüğü bilmesine rağmen insanın kendi karakterinden ödün vermemesi, saygısını korumayı seçmesidir. Kötülüğe ve haksızlığa tanık olup yine de iyi kalabilmektir. İster dostlukta, ister ticarette, ister toplumsal ilişkilerde olsun; adalet ve saygı üzerine kurulmayan hiçbir bağ sürdürülebilir değildir.
Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla güç ya da konfor değil; unuttuğumuz o özü, yani insanlığımızı yeniden hatırlamaktır. Nitekim Hz. Peygamber’in şu ikazı, meselenin özünü net bir şekilde ortaya koyuyor:
"Bizi aldatan, bizden değildir." (Müslim, İman 164). Şimdi bu hırs çağında durup yeniden düşünme zamanı: İnsanı aptal yerine koyan mı daha acınasıdır, yoksa iyi niyetinden dolayı aptal yerine konmayı göze alan mı...?