Siyasette tek bir doğru matematik olsaydı, en iyi projeyi çizen her seçimi kazanırdı. Ama sandık başına geçen insan; duyguları, cüzdanındaki gerçekleri, kırgınlıkları ve değişen hayat ritmiyle oy kullanıyor.
Saha gözlemleri bize çok net bir şey gösteriyor: Seçmenin oy verme gerekçeleri sabit bir formüle sığmıyor; adeta canlı bir organizma gibi sürekli kabuk değiştiriyor. Bir seçim döneminde "Belediye başkanı çok çalıştı, yolları, parkları yaptı, hizmetine oy verdim" diyen bir vatandaş, beş yıl sonra aynı isim için "Hizmeti var ama artık halkın içine inmiyor, kapısı kapandı" diyerek oyunu esirgeyebiliyor.
Demek ki seçmen için somut hizmet tek başına yeterli olmuyor; o hizmetin arkasındaki erişilebilirlik ve samimiyet hissi kaybolduğunda, yapılan yatırımların değeri sandıkta hızla düşüyor. Bir yanda "Projeleri son derece ayakları yere basan işler, vizyonuna oy verdim" diyen kitle dururken, diğer yanda "Projelerin ne önemi var, önce dürüst ve güvenilir olsun" diyen büyük bir çoğunluk var.
Kimisi liderin kurduğu tek bir etkileyici cümlenin, güçlü bir hitabetin peşinden gidiyor; kimisi ise "Partiyi geç, bizim vekil her zor günümüzde yanımızdaydı" diyerek oyunu kişisel sadakate bağlıyor. Üstelik dünün katı ideolojik kalıpları yıkılıyor; özellikle yeni nesil seçmen için uzun vadeli parti sadakatinden ziyade, bugünün yaşam kalitesi ve samimiyeti ön plana çıkıyor.
Dünya büyük bir hızla değişiyor. İnsanların siyasetçiden beklentileri artık sadece altyapı ya da klasik vaatlerden ibaret değil. Sosyolojik dönüşüm ve ekonomik beklentiler, seçmen profilini ve taleplerini her geçen gün çeşitlendiriyor.
Bu tablo siyaset kurumu için net bir mesaj içeriyor: Seçmenin nabzını anlık tutamayan, değişen insan psikolojisini okuyamayan yapılar tasfiye olmaya mahkûmdur. Siyasi partiler ve adaylar önünde tek bir yol var: Ya değişen dünyanın ve değişen seçmenin peşinden sürüklenen birer seyirci olacaklar ya da bu değişimi doğru okuyup bizzat yöneten aktörler haline gelecekler.
Çünkü sandık, sadece yapılan hizmetlerin değil; hissettirilen samimiyetin ve kurulan bağın tartıldığı yerdir. Unutmamak gerekir ki; seçmen sel suyu gibidir, geldi mi yıkar gelir, gitti mi yıkar gider."