Hepimiz için çocukken en sevdiğimiz mevsim açık ara yaz mevsimiydi. Neden mi? Elbette nedeni çok basit. Çünkü okullar tatildi; sadece oyun oynar, dinlenir ve Yaz Kur’an kurslarına giderdik.

Bugünkü çocukları şöyle bir gözlemlediğimde, yaz mevsimini o kadar da çok sevdiklerini düşünmüyorum artık. Şimdi siz buna da “neden?” diyeceksiniz. Bunun da nedeni çok basit. Çünkü artık çocuklar için yaz tatili sadece sıcakta okula gitmek gibi. Yaz okulları, yüzme kursları, spor okulları, yabancı dil dersleri, müzik dersleri…

Tabii ki çocukların genel kültür seviyelerini artırması, spor yapması ve müzikle ilgilenmesi çok güzel. Ama bunlar ne kadar çocukların istekleri? Acaba biz, kendi olamadığımız kişileri sıfırdan oluşturmak mı istiyoruz? Kendi çocukluğumuzda eksik kalan noktaları çocuklarımızla mı tamamlamaya çalışıyoruz acaba?

Tabii ki 10 yaş civarındaki bireylerin tek başına karar vermesi doğru değil. Aileler, hayat tecrübesi açısından daha donanımlı; elbette çocuklarını yönlendirecekler. Ama günün sonunda unutulmaması gereken bir durum var: Her birey, kendi hayatını kendi istediği şekilde yaşamalı.

Kesinlikle bu söylediklerimi, “Ne yani, çocuğumuzu kendi haline mi bırakalım?” diye algılamayın. Şüphesiz ki çocuklar kendi haline bırakılamayacak yaştalar. Ama onların görüşlerine, daha o yaşlardan itibaren saygı göstermek çok önemli diye düşünüyorum. Bir çocuğu da birey olarak görüp en azından yaz mevsimi planlamasını onunla beraber yapabilirsiniz.

“Üst komşumun çocuğu piyano kursuna gidiyor ve piyano çalmayı öğrendi.” diyerek bir yaz planı yapılmamalı. Belki de sizin çocuğunuzun piyanoya ilgisi de yeteneği de yok. Ve şunu da bence aklımızın bir yerine not edelim: Onların da dinlenmeye ihtiyacı var. Onlar da bizim gibi bazen bir günü sadece yatarak, hiçbir şey yapmadan geçirmek isteyebilir.

Bazen de çocukları bahçeye gönderip arkadaşlarıyla vakit geçirmelerini sağlamak gerekli diye düşünüyorum. Günümüzün önemli problemlerinden biri olan sosyalleşememenin ya da asosyal olmanın da böylelikle önüne geçmiş olabiliriz.

Unutmayalım ki bu bir köşe yazısı ve bunlar sadece benim düşüncelerim. Kalın sağlıcakla…